|
Balık Tam Bir Sağlıktır
Balıkta şeker, karbohidrat
yok denecek kadar azdır. Protein açısından ise son derece zengindir. Bu
özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı bir yiyecektir. 100 gram yağlı balık
yaklaşık 22 gram, yağsız balık ise 10 gram protein içerir. Balık aynı zamanda
proteininden en çok faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu bu proteinin
%93’ünden faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve diğer beyaz etlerde çok
düşüktür.
Balık az karbohidrat içermesinin yanı sıra madensel tuzlar ve mineraller
açısından son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot ve flor
içerir. Balık eti A, B1, B2 ve D vitaminleri açısından da zengindir.
SİYAH ETLİ-BEYAZ ETLİ BALIKLAR
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine
rağmen balık çeşitleri açısından son derece zengin bir ülkedir. Deniz balıkları
siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli
balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin
içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları
mevcsimlerde de ızgarası yapılır. Bunlara örnek olarak barbunya, tekir, levrek,
kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi ve kırlangıçı gösterebiliriz.
Torik, palamut, uskumru, kolyoz, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklar da
siyah etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar beyaz etlilere nazaran daha
yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler
ve hazımları daha zordur.

BARBUNYA
Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege ve Akdeniz’de bulunur. Yerli
bir balık türü olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu ve
çamurlu diplerinde, az olmakla beraber kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20
cm arasında olup nadiren 40 cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası,
Ot barbunyası ve Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en
makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya
barbununun sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri
ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında,
çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok karıştırılan bu
balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında
tavası, ızgarası ve kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en büyük farklılığı
kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene altında iki adet
sakalı bulunur.

TEKİR
Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde
avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege ve
Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene altı bıyıklarının uzunluğu, küt
kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan
ayrılır. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen
Barbunya’da olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası ve kağıt kebabı çok
güzel olur.

ÇİPURA
Ege’nin meşhur yerli balığı olan ve küçük sürüler halinde gezen Çipura son
yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips biçiminde yassı
vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve pembemsi yanakları ile tanınır. Atlas
Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara
Denizi’nde de yakalanan ve Alyanak adıyla tanınan bu balığın maalesef nesli
tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya
varanlarına da rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası,
buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250 ila
350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında pişirilmesi tercih
edilmelidir.Buğulama ve çorba için her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu
balığı katkısız, yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz ve
lidaki bu türün küçük çeşitleridir.

KARAGÖZ
Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları
olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos ve Mırmır gibi çeşitleri
vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur. Yazın taşlık ve yosunluk,
midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara çekilir. Her mevsimde yenebilen
bu balık, özellikle Mayıs-Temmuz ayları haricinde daha yağlı ve lezzetlidir.
Aynen Çipura gibi ızgarası, buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg
ve daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.

DİL BALIĞI
Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her
mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ilâ şubat ayları arasıdır. Tavası
çok güzel olur.İrilerinden fileto çıkarılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.

HAMSİ
1988 yılında 310.000 ton ile toplam balık avcılığımızın yaklaşık üçte ikisini
meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim ve avcılığı dahil, 1988
yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine kayan ağzı ve yivrilmiş burnu
ile yakın akrabası Sardalya’dan kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da
hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler
ve çok büyük sürüler halinde gezerler.
Karadeniz hamsisi Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak
hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye,
bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da kuzeye göç
ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere
Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında
da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara Hamsisi denilen, yalnız
Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmiyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür
Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.
Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein kaynağıdır.
Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler tarafından tüketilir.Hamsinin
hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama,
pilaki, yahni gibi. Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece
uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması
tercih edilmelidir. Çeşitli yemek tariflerini “Hamsi Yemekleri” bölümünde
bulabilirsiniz. Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi
tabir edilir. Ayrıca balık yağı ve balık unu üretiminde de kullanılmaktadır.

SARDALYA
Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç
eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında 90.000 ton
ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak, tuzlanarak hatta balık yağı ve
balık unu elde etmekte kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı
konserve ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.
Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar
büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas
Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı şeydir. Bu ülkelerde birçok
yemek sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan
sardalyanın en lezzetli mevsimi Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli
ızgaraları, fırını ve kağıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir.
Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması yapılabilirse de bir
önceki döneminki kadar lezzetli olmaz.
Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi
ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar
lezzetli değildir.

USKUMRU
Kolyosa çok benzeyen ve sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır.
Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde 50 cm’ye kadar
büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve Ekim aylarında
Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar. Mart ilâ Haziran aylarında da
Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En
küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında ve yağlı olanları uskumru, dönüş
uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir.
En lezzetli olduğu dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna
kadardır. Bu süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması
çok güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan
itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar
ise pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar
kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde
ismi kısaltılarak yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.
Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
. Uskumru ile kolyozun sırt desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun
rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
. Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş ve iki çizgiden ibaret bir “V” harfi
tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
. Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça
iridir.

KOLYOS
Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder.
Ayrıca Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya
nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası yapılır. Ocak ayı en yağlı
zamanı olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.

LÜFER
Akdeniz,Karadeniz, Marmara, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’nda sürüler dolaşan
lüfer pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha yağlı
olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde Karadeniz’de ve İstanbul Boğazı ile
Marmara Denizi’nde yakalananların tadı muhteşemdir. Daha güney denizlerimize
inildikçe yavanlaşır ve kendisine mahsus o güzel tad ve kokuyu kaybeder.
Eylül ortasından Ocak sonuna kadar olan zamanı en yağlı ve lezzetli zamanıdır.
Bu devre içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun da ızgarası çok iyi olur,
ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım sonundan itibaren azalmaya başlar.
Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı ve tavası
olur. İlbharada son derece yağsız olduklarından tava, pilaki ve buğulaması
tercih edilmelidir.
Lüfer büyüklüğüne göre en çok isim alan balıktır.
Lüfer çeşitleri şöyledir:
. 10 cm’ye kadar................... yaprak (20 adet/kg)
. 11-13 cm arası.................... çinekop(16-19 adet/kg)
. 14-16 cm arası.................... kabaçinekop (10-15 adet/kg)
. 17-20 cm arası.................... sarıkanat (9-14 adet/kg)
. 21-30 cm arası ................... lüfer (4-8 adet/kg)
. 31-35 cm arası.................... kaba lüfer(2-3 adet/kg)
. 35 cm’den büyük................ kofana ( yaklaşık 1 kg/adet veya daha büyük).

PALAMUT
Uskumru,torik ve orkinosu içeren bir familyadandır. Sürüler halinde yaşayan
pulsuz, siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili, karnı gümüş rengindedir.
Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın çeşitleri bütün denizlerimizde
görülmekle birlikte en lezzetlileri Karadeniz ve Marmara’da avlanılan
tipleridir. Karadeniz ve Marmara palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam
çizgiler halinde giden, dördü koyu, üçü açık menevişli yedi adet bant bulunur.
Ege’de yaşayan, Tombik, Benekli Orkinos ve Yazılı Orkinos isimleri alan yakın
akrabasında ise sırttan karına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı
bant ile karın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu cinsin etinin
tadı, hakiki palamuta nazaran hiç güzel değildir. Ama çok kişi bu özelliği
bilmeyip “palamut” diye aldanır ve sonra palamuttan soğur.
Palamut avı Ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz ve
çingene palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye başlar. En lezzetli
zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan zamandır. Bu mevsimde çok
yağlı olduğundan tavası biraz ağır kaçar. Bu nedenle ızgarası ve fırını tavsiye
edilir. Aynı mevsimde yahnisi de harika olur. Diğer mevsimlerde tavası
yapılabilir. Palamut siyah etli bir balık olduğundan buğulaması ve çorbası
tavsiye edilmez.
Palamutun boyuna göre isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
. 20 cm’ye kadar........................ palamut vanozu
. 20-30 cm arası..........................çingene palamutu
. 31-40 cm arası..........................palamut
. 40-45 cm arası..........................kestane palamutu
. 45-50 cm arası .........................zindandelen
. 51-60 cm arası..........................torik
. 61-65 cm arası..........................sivri
. 65-70 cm arası..........................altıparmak
. 70 cm’den büyük......................zindandelen
Torik ve toriğin büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu nedenle tuzlama
ve lakerdası tercih edilir.

LEVREK, MİNEKOP, EŞKİNE
12 değişik türden meydana gelen bu familya ılık ve tropik sukarın sığ
kesimlerinde yaşar. Vücutları iğ biçiminde ve yandan hafif basıktır. Pulları
oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz, alt bölümleri gümüşi, alt
yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1 metreyi geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20
ila 60 cm arasında olurlar. Bayağı levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi
mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benek ile ayrılırlar. Benekli levrek Güney
Ege ve Akdeniz’de, bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
Karadeniz’de kötek olarak ta bilinen minekop ta bu familyanın diğer bir türüdür.
Eşkineye çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm arasında olur. 1 metreden büyük ve
20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır. Erişkinler kıyıya yakın kayalık dipleri,
yavrular ise akarsu ağızlarını tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki
vücudu sırttan karına doğru inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı
gümüşi beyazdır.
Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık diplerde yaşıyan
bir türdür. Ortalama 30 cm ve 600 gramdır. 3-4 kiloluk irilerine de
rastlanmıştır. Sırtı kamburumsudur ve koyu kahve ile lacivert arası bir
renktedir. Karnı ise sarı-beyaz menevişlidir. Başının içinde, gözlerinin
arkasında herbiri 4-5 gram ağırlığında iki adet beyaz taş bulunur. Halk arasında
bu taşların idrar söktürücü ve böbrek taşı düşürücü olduğuna inanılır.
Genelde tek gezen, geceleri avlanan ve oyuklar arasından süzülürcesine dolaşan
bu balığın başlıca besini karides ve yavru balıklardır.Yıl boyunca yenen
levreğin çok lezzetli eti vardır. En güzel mevsimi kış ayları ve ilkbaharın
başıdır. Her türlü yemeği yapılan levreğin buğulaması, fıfırnda kağıt kebabı ve
mayonezlisi nefis olur. Levrek özellikle şaraplı ve mayonezli balık yemeklerine
çok güzel gider.

TRANÇA,SİNARİT
Trança genelde sinaritlerin irisi için kullanılan bir isimdir. Lagos ve orfozla
büyük benzerlik gösterirlerse de ayrı familyalara mensupturlar.

İSTAVRİT
İstavrit, Marmara ve Boğaz’da balık avlamaya başlayanların ilk tanıştıkları
balıktır.Ağzı öne uzayabilen, dişleri ince, gözleri iri, kuyruğu derin çatallı
ve vücudu iğ biçiminde olan göçmen bir balıktır. Marmara, Ege ve Karadeniz’de
yaşayan yerli türleri de vardır. Marmara’da 15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında
olurlar. Marmara’da boyu 10 cm’nin altında olan küçük istavritlere kıraça tabir
edilir. Karadeniz’in doğusunda istavritler palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm
boyunda olurlar.Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye anılan tipi
sularımızda en çok bulunan türüdür.
İstavritler sonbaharda Marmara’ya iner, mayıs’tan itibaren de Karadeniz’e geri
dönmeye başlarlar. Her mevsimde yakalanan istavritin en lezzetli olduğu zaman
Kasım ila Şubat ayları arasıdır. Tavası ve fırını çok güzel olur.

İZMARİT
Ağzı körüklü, gözleri iri, sırt-göğüs ve anüs yüzgeçleri sert diken ışınlı bir
balıktır. Sularımızda iki türü vardır: menekşe izmarit ve istargilos. İzmaritin
erkekleri dişilerden daha iri olurlar. Dişiler 20 cm civarında olurken erkekler
25 cm’ye kadar uzayabilir.
İzmarit midye, deniz solucanı ve balık yumurtaları ile beslenen bir dip
balığıdır. Eti beyaz ve son derece lezzetlidir. Tavası güzel olur. Sonbahar ve
kış aylarında ızgarası dahi yapılır. İzmaritler ızgara yapılırken ayıklanmaz.
Olduğu gibi pişirilip bilahare derisi, bağırsakları ve kılçıkları ayıklanır.
Üzerine limon ve zeytinyağı ile kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pulları
kazındıktan sonra derisi tulum çıkarılarak yapılan tavası da çok güzel olur.

KALKAN
Karadeniz’in bu ünlü balığı bütün yassı, oval vücudu, bir tarafı siyaha yakın
diğer tarafı beyaz rengi ve beyaz tarafındaki düğmeleri ile tanınır. Her iki
tarafı siyah olan kaya kalkanı’na da nadiren rastlanır. Kaya kalkanı daha çok
Sinop, Samsun yörelerinde çıkar. İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde, Karadeniz’in
batısında avlanan kalkan bir tarafı siyah, bir tarafı beyaz olan bayağı
kalkandır. Kalkan karadeniz içinde, kışın kuzeyden güneye göç eder.
Her mevsim avlanan kalkan bütün sene boyunca yenebilir. En lezzetli zamanı Ocak
sonundan Mart ortalarına kadardır. Tavası çok güzel olur. Buğulaması ve kağıt
kebabı da yapılır. İlkbahar sonlarından itibaren Ağustos ayına kadar yakalanan
kalkan yavrularının tavası nefis olur.

KEFAL
Yaz ayları dışında lezzetli olan pullu ve göçmen olmayan bir balıktır. Bütün
denizlerimizde yetişir. Sonbahar, Kış ve İlkbahar’da çok lezzetlidir. Kefalin
buğulaması ve pilakisi çok güzel olur. Ayrıca likorinoz denilen tütsülüsü de çok
makbuldur. Bir kefal türü olan haskefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir
deniz ürünü, bir mezedir. Sarı kulak kefalin tavası ve fileto ızgarası da
yapılır.
Kefal alırken çok dikkat etmek, tercihan tanıdık balıkçıdan almak gerekir. Çünkü
kefal kirli ve bulanık suları çok sever ve buralarda diğer balıklar yaşamazken o
yaşar. Örneğin İzmir Körfezi’nde diğer balıklar yaşamazken kefal bol miktarda
bulunmaktadır. Bu gibi sularda yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike
arzeder.

KILIÇ
Türkiye’mizi çevreleyen denizlerde artık nadir görülen çok lezzetli bir balık
türüdür. Akdeniz ve Ege’de yıl boyunca, Karadeniz’de ise yalnız yaz ayları
görülür. Kılıç gibi uzun üst çenesi, lacivert-siyah sırt rengi ile tanınan bu
balığın akrabası marlin bizim sularımızda bulunmaz. Daha çok Atlas Okyanusu’nda
Bermuda civarında bulunan bu balık pişince pembemsi et rengi, kafadan kuyruğa
kadar uzanan sırt yücgeçi ve yuvarlak yerine enine yassı üst çenesiyle kılıçtan
ayrılır.
Her mevsimde yenebilen kılıçın en lezzetli zamanı Eylül-Şubat arasıdır. Bu
balığın en güzel defne yapraklı şişi olur. Izgarası ve kağıt kebabı da yapılır.

MEZGİT
Tavuk balığı olarak ta bilinen mezgit bütün denizlerimizde bulunmakla beraber en
çok Karadeniz’de bulunur. Yaz hariç devamlı yumurtalı durumdadır. Mezgitin
yumurtalı tavası, domatesli sotesi güzel olur.

KIRLANGIÇ
Bütün denizlerimizde bulunan kırlangıç ortalama 25-30 cm olup nadiren 75 cm’ye
kadar olanlarına da rastlanmaktadır. Sırt rengi kırmızı-pembe, karuın ise pembe
veya beyazdır. Yakın akrabası olan öksüz’den, bu balığın pembe-gri veya komple
gri sırtı, ve öksüzün ördek gagasını andıran ağız yapısı ile ayrılır. Her ikisi
de lezzetli olup genelde kırlangıç tercih edilir. Çok gelişmiş solungaçları ve
gırtlak yapısı medeniyle uğultu, inilti gibi değişik frekanslarda ses
çıkarırlar. Bu ses nedeniyle bir birçok balıkçı tarafından inleyen balık diye
adlandırılır ve uğursuz sayılır.
Kırlangıç ızgara ve tavaya uygun değildir. Buğulaması, özellikle çorbası çok
lezzetli olur. Haşlanmış kırlangıçın ayıklanmış etleri mayonezli veya zeytinyağ-limon
sıkarak soğuk olarak ta meze olarak lezzetle yenebilir.

İSKORPİT, ADABEYİ
Kırlangıçtan bahsedince iskorpit ve adabeyini atlamak olmaz. Her ne kadar aynı
familyadan olmamakla beraber etleri ve uygun oldukları yemekler açısından çok
benzerlik gösterirler. İskorpit bütün denizlerimizde, adabeyi ise genelde Ege’e
bulunur. İskorpitin sırt dikenleri zehirlidir. Bu nedenle balıkçıya
ayıklattırılmalıdır.
|